DEMOKRASİ ve TÜRKİYE’DE SİYASET

Türkiye’de bütün kavgalar iktidar kavgalarıdır. Askeri darbelerin de tek nedeni siyasal iktidarı ele geçirmektir. Darbelere karşı olmanın da nedeni aynıdır. Ne demokrasi ne vatan ne de millettir. Türkiye’de siyasetin çok değerli olmasının temel nedeni; siyasetçiye sağladığı resmi ve gayri resmi haksız imtiyazlardır. Bu nedenle siyaset için büyük mücadeleler verilir ve büyük paralar harcanır. Bir kişi, milletvekilliği süresince alacağı toplam maaşından kat kat fazlasını milletvekili olmak için harcar.

 

İMTİYAZLAR

Kast Sistemi

Çağımızda sosyal sınıf sistemi sadece Hindistan’da kast sınıf sistemi olarak sürmektedir. Kökeni milattan binlerce yıl öncesindeki insanlığın Antropolojik olarak ilkellik, insanın biyolojik olarak çocukluk aşamasına dayanır. Kast sisteminin en üstteki, ayrıcalıklı sınıfı din adamları olan “brahmanlar” oluşturur. Kast sistemi bir kez daha kanıtlıyor ki, din sayesinde en üst sınıfa mensup olunmaktadır. Aynı zamanda din adına insanlar tarih boyunca sömürülmüş halen de sömürülmektedir. En üstün bir alt sınıfını “Kshatriyalar” yani yöneticiler, askerler ve soylular oluşturur.

 

Yöneticiler Sınıfına Girmek

Türkiye’de, gayri resmi kast sistemi vardır. Biri en üst sınıf olan “Yönetenler sınıfı” ve “diğerleri sınıfı” şeklinde iki sınıf vardır. “Yönetenler Sınıfı” imtiyazlı en üst sınıftır. Diğerleri, parya gibidir. Bu sınıflar siyaset vasıtasıyla yaratılmaktadır. Siyaset, en üst sınıfa girmek için vardır. Başta siyasetçiler olmak üzere, onların resmen yetkilendirdikleri kişiler, bir çağdaş demokratik ülkede olmaması gereken şekilde “distribütörlük” görevi görerek aşağıya doğru dikey olarak devlet imtiyazlarını ve nimetlerini haksız olarak dağıtarak en üst sınıfı oluştururlar. Kendi kendilerine gelin-güvey olurlar. Toplum, bu duruma ses çıkarmaz.

 

Toplumsal Yapı

Kast sisteminin ilk nedeni, toplumsal yapıdır. Toplumsal yapısı sınıfçı olduğundan bu sınıfçılığı yadırgamıyor, bilakis teşvik ediyor. Bu nedenle sadece devlet kurumları değil, toplum dahi insanlara sınıflarına göre muamele eder. Mesela esnaf bile, zengin kişiye indirim yapar ama fakire yapmaz. Türkiye’de üst sınıf için hayat çok kolaydır. Ama diğer vatandaşlar için parya hayatı gibidir. Hayat onlar için çok zordur. Vergileri onlar ödemelerine rağmen devlet hizmetlerini çok zorlukla elde ederler.

 

“Sınıfçı toplum yapısı eskinin yapısıdır. Eski toplumsal yapı ile çağdaş demokrasi uygulanamaz.”

 

Haksız Kazanç İmkanı ve Zenginleşmek

Türkiye’de siyasetin en önemli haksız imtiyazı, kişileri haksız zenginleştirmesidir. Çünkü siyaset, siyasetçilere ve taraftarlarına haksız kazanç ile zenginleştirmek için yapılıyor. Türkiye’de siyasal iktidarın bırakınız bakan ve milletvekillerini, belediye meclis üyeleri, il ve ilçe teşkilatlarında görevleri bulunanlardan zenginleşmeyen kişi yoktur. Bu nedenle onlar, mesela ABD’de Başkan, Avrupa ülkelerinde Başbakan dahi olmak istemezler. Çünkü o ülkelerde bu makamlardakiler bile maaşlarının dışında beş kuruş haksız kazanç elde edemezler. Hiç bir kişiye iltimas ve torpil yapamazlar, hiç kimseyi haksız zengin yapamazlar.

 

Dahili Sömürgecilik

Türkiye’de siyaset dahili sömürgecilik sistemi gibidir. Siyaset sayesinde kendi ülkesini ve milletini sömürmek imkanına sahip olunur. Ülkeye kazanç sağlayan değil, ülkeyi sömüren kişiler en üst sınıfa girebiliyor. Bir ülkede, ülkeye hiçbir getiri sağlamayan bilakis başkalarının ürettiği geliri harcayan yöneticiler, en üst sınıfa girdiği sürece, bilim insanlarından bilim yapmaları beklenemeyecektir.

 

Türkiye’yi Yeme İdeolojisi

Türkiye’de siyasetin ideolojisi, “Türkiye’yi Yeme” ideolojisidir. Bu ideoloji sağcı, solcu, dinci, laik, asker, sivil, kadın, erkek velhasıl bütün siyaset hareketlerinin odak siyasal ideolojisidir. Devlete, millete, dine, imana hizmet diye bir ideoloji yoktur. “Gemisini kurtaran kaptan” zihniyetini benimsemiş toplumlar, ülkeyi yeme uygulamalarından asla rahatsızlık duymazlar. Çünkü haksız kazançla ülkeyi yeme imkan ve ihtimali ülkede yaşarsa, kendileri de bir gün ona ulaşabilecekleri umudunda olurlar.

 

“Bir ülkenin ahlakını bozan en etkin unsur, o ülkede haksız kazanç elde etme imkanı ve ihtimalinin bulunmasıdır.”

 

“Ne yazık ki ülkeyi yemede din, cami, minare ve ezan kamuflaj olarak kullanılıyor.”

 

Milletvekili Dokunulmazlığı

Kanun, milletvekillerine sadece “Yasama dokunulmazlığı” vermektedir. Bu dokunulmazlık; görevlerini herhangi bir baskı altında kalmadan hakkaniyetle icra etmelerini sağlamak amacıyla verilir. Türkiye’de uygulama böyle midir? Tabi ki hayır! Tamamen tersidir.

 

Bir televizyon kanalında bayan milletvekilinin biri, İspanya’da maruz kaldığı polis muamelesinden yarım saat yakındı. “Ben milletvekiliyim, bana nasıl böyle bir muamele yapılabilir?” diye sızlanmıştı. Her şeyden önce bu milletvekili, milletvekili olmakla imtiyazlı biri olduğuna inanıyor ve eşitlik kavramına ulaşmadığını gösteriyordu. İkinci olarak ise Batı ülkelerinde polis, aynı muameleyi kendi milletvekillerine de gösteriyor. Çünkü oralarda herkes eşittir ve hiç kimseye ayırımcılık yoktur. Kraliyete mensup kişiler, Başbakanların çocukları bile aynı muameleyi görür.

 

Kanunları Çiğneme

Dokunulmazlığı istismar ederek imtiyazlı olmak isteyen milletvekilleri, kendi çıkardıkları kanunları ilk çiğneyenlerdir. Böyle bir saçmalık başka hiçbir ülkede görülmez. Bu durum, kendi kendini inkardır.

 

Eşitsizlik

Siyasetin sağladığı en önemli imtiyaz, eşitsizliktir. Eylül 2017 tarihinde Almanya’da yapılan seçimlerde, “Alman Cumhurbaşkanı oyunu kullanmak için kuyruğa girdi,” şeklinde medyada haberler okuduk. Ne korumaları, halkı aşağılayan bağırmalarla ne de halk yalakalık yaparak onu öne geçirdi. Türkiye’de bir siyasal partinin genelbaşkanının oğlu askere gidince bütün medyada haber yapılması, ülkenin kolektif bilincinde eşitliğin bulunmadığını sınıfçılığın ve ayırımcılığın bulunduğunun en önemli göstergesidir. Bir siyasetçi hastaneye düşünce bütün medya onu haber yapar, günlerce onun tedavisiyle ilgilenir. Devletin bütün olanakları ona seferber edilir. Devletin, milletvekillerinin kozmetik ameliyatları için harcadığı paralar, hiçbir vatandaşa harcanmıyor. Her milletvekili devlet parsıyla çok rahatlıkla yurtdışında tedavi ettirilebiliyor. Bu konuda da eşitsizlik vardır.

 

“Toplumsal eşitlik, belirli bir toplum içerisindeki tüm insanların aynı statüye sahip olmalarıdır.”

Resmi Feodalite

Türkiye, bir diğer açıdan resmi feodalite sistemine sahiptir. Özel feodalite sisteminde, feodal beyi derebeyliğinin bütün gelirlerini temin etmekten sorumludur. Geliri kendisi temin ettiği için istediği gibi harcamada serbest idi. Fakat resmi feodalite sisteminde ise, gelir halktandır, ama harcama resmi feodal beyinin inisiyatifindedir. Onun, gelir elde etme zahmetinde bulunmasına gerek yoktur. İstediği kadar vergi koyar ve devlet gücüyle alır.

 

Bir il ve ilçeleri, iktidar milletvekillerinin derebeyliğidir. Oraların bürokrasisi ve ekonomisi o milletvekillerinden sorulur. O Milletvekillerinin izni olmaksızın oralarda yaprak sallanamaz. Onun izni olmaksızın hiç kimse ekonomik iş yapamaz, ruhsat alamaz. Oraların resmi bürokratik makam ve kadroları onlarındır. O milletvekilleri oraların en zengini olurlar. Oraların bütün ruhsatları, imarları, ihaleleri onun inisiyatifindedir. Ve bu sistemin adı demokrasi oluyor Türkiye’de.

 

“Türkiye siyasetinde demokratik görünümlü monarşi, ulus görünümlü feodalite vardır.”

 

Devletin Hizmet Etmesi

Bu yönetici sınıf, bütün devlet kurumlarını ve görevlilerini kendi hizmetçisi olarak görür. Otoyollardaki emniyet şeridi bunlar için vardır, hasta ambulansları için değil. Polis tıkalı yolu vatandaşa açmak için gelmez, bu sınıfın mensuplarına yol açmak amacıyla trafiği kesmek için gelir.

 

VİP Statüsü

Havaalanlarında VİP olmak, bu imtiyazlardandır. Bu ayrıcalık, görevde iken Devletin işlerinin gecikmesini önlemek amacıyla sağlanmaktadır. Emekli olunca bunun devam etmesi, yaratılan siyasal kast sınıfı nedeniyledir.

 

Hizmetçiler

Mesela iki yıl TBMM Başkanlığı yapmış bir kişinin imtiyazları: Her biri üç vardiyalı şoför, koruma, hizmetçiler, araba ve sınırsız benzin tüketimi. Bunların bütçesi için milletin ödediği aylık ücretin ne kadar olduğunu herkes hesaplayabilir. Bu imtiyazlar, görevden ayrılınca da ölene kadar sürmektedir. Peki bu kişi, iki yıl Meclis başkanlığı görevi yapmış olmakla önemli ne iş yapmış oluyor? Ülkeye kaç kuruş kazandırmıştır?

 

Maaşlar

Milletvekilleri neden en yüksek maaşı alırlar? Yaptıkları iş nedir? Harcadıkları emek nedir? Ülkeye kaç kuruş kazandırmışlardır? Kafa işi yaptıklarından mı? Yoksa kol işi yaptıklarından mı? Zengin Avrupa ülkelerinde bir milletvekilinin maaşı, asgari ücretin üç ya da dört mislidir. Türkiye’de ise en az on beş mislidir. Milletvekili maaşlarının milli gelire oranı: Türkiye’de % 56, İngiltere’de % 13.3. Fransa’da % 10’dur.

 

Emekli maaşları da çok yüksektir. Avrupa ülkelerinde milletvekilleri dahil herkes ödediği emekli keseneği oranında emekli maaşı alır. Türkiye’de ise onların emekli maaşı ödedikleri emekli keseneğine göre çok fazladır. Mesela İngiltere’de milletvekili emekli maaşı bir memurdan farklı değildir. Neden muhalefet partileri, bu milletvekili ücretlerini eleştirmezler. Üstelik ülke çıkarına olan hiçbir konuda anlaşamayan bu milletvekilleri kendi maaşlarını arttırmada ittifak ediyorlar.

 

Türkiye’de Siyasetin Devlete Maliyeti

Türkiye’de Hazine, siyasal partilere yılda 274 milyon TL, genel seçim yılında bunun üç mislini yani 852 milyon TL vermektedir. Dört yıla bölünce yılda 431 milyon TL düşmektedir. TBMM yıllık bütçesi, 1.255 milyon TL’dir. Bu hesaplamalar sonucunda 550 milletvekilinden herbir milletvekilinin ülkeye yıllık maliyeti, 3 milyon TL’dir. Bir kanunun yıllık maliyeti 6 milyon Türk Lirasıdır. Yılda 290 kanun çıkarılmaktadır. Peki bir milletvekili ülkeye yılda 3 milyon, bir kanun 6 milyon kazandırıyor mu? Kesinlikle hayır.

 

Bir yılda Hazine yardımı: AK Parti 140 milyon; CHP’ye 72 milyon; MHP’ye 34 milyon; HDP’ye 30 milyon TL’dir. Siyasal partilerin bir yılda bu kadar çok parayı harcamaları mümkün değildir. Mesela bir Parti yılda 140, ayda 12 milyon TL neye ve ne için harcayabilir? Neden ve niçin harcasın ki? Nitekim bu paralar harcanamadığı için, “koy fatura al para” zihniyetiyle eritilmektedir. Parti, milletvekillerinin mutfağıdır. Mutfağın masrafını yemeği yiyenler öder. Bu hazine yardımı, kanuni ama haksız ve gayri meşru bir yardımdır. Milletin, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır.

 

Avrupa ülkelerinde milletvekillerinin, ülkelerine yılda kaç para kazandırdıklarına bakarlar. Mesela İngiltere’de 660 milletvekili vardır. Dünyadaki iki yüz ülkenin her birine üç milletvekili görevlendirilmiştir. Görevli oldukları ülkelerden İngiltere’ye her yıl kaç para kazandırdıklarına bakarlar. O nedenle altmış milyon nüfusa 660 milletvekili vardır.

 

“Türkiye’de demokrasinin gerektirdiği halk olsa, hem bu harcamanın hesabını sorar hem de bunu engeller.”

 

SONUÇ

Milletvekilinin Görevleri

Milletvekillerinin genel olarak görevleri; kanun koymak, değiştirmek veya kaldırmak, Bakanlar Kurulunu ve Bakanları denetlemektir. Peki Türkiye’de durum böyle midir? Kesinlikle hayır! Çünkü milletvekilleri bu asli görevlerini yapmıyorlar. Bunun dışında kendilerine ve yandaşlarına devletten haksız kazanç sağlayacak işleri yapıyorlar. Peki ülkeye para kazandırmayan ve başkalarının ürettikleri hazır parayı harcamayı yöneten bu görevler, haklı resmi imtiyaz sağlamak için yeterli midir? Hele de muhalefet milletvekilleri, haftada bir iki kelamdan başka hiçbir iş yapmaksızın, ülkeye kuruş kazandırmaksızın siyaset sayesinde kral hayatı yaşamaktadırlar. Bunlardan çok daha zor işleri yapanlara mesela biliminsanlarına, ülkeye para kazandıran iş dünyası mensuplarına neden bu imtiyazlar sağlanmıyor?

 

Eşitliğin Bozucusu Siyaset

Eşitlik kavramı, çağımızın ürünüdür. Çağımızdan önce bugünkü anlamda eşitlik kavramı yoktur. Bu nedenle Kutsal Kitaplar dahil, çağımız öncesinde yazılmış eserlerde bu eşitlik kavramı bulunmaz. Çağımızın eşitlik kavramına ulaşamamış kişiler ve toplumlar, algı açısından çağımız öncesinde kalmışlardır demektir. Bu nedenle eşitlik kavramıyla oluşmadıkları gibi onun ne olduğunu bilmezler. Neticede eşitlik yazılı olarak siyasal ve hukuki sistemlerde mevcut olsa da uygulamada bulunmaz. Çünkü onu uygulayacak olanlar insanlardır. İnsanlar, en yeni kavramları, sahip oldukları algı kalıplarına dökerek algılarlar ve uygularlar. Algı kalıpları eski kalanlar, yeni kavramları eskiye dökerek uygulayacaklardır. İşte bu eşitlik kavramını algılayamamış eşitliksizci siyaset, uygulamada kast sistemi üretiyor.

 

“Çağdışı insan malzemesiyle, çağdaş işler yapmak imkansızdır.”

 

Anayasa ve Ayırımcılık

T.C. Anayasası Madde 10: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” Bu Anayasaya rağmen, en büyük eşitsizlikler Türkiye’de uygulanmaktadır. Türkiye’de de yazılı Anayasa ve kanunlarda hiç kimseye ayrıcalık sağlanamaz şeklinde yazılıdır. Ama uygulama tam tersidir.

 

“Türkiye, yazılı kanunların tam tersini, hem de kanunlara uydurarak uygulamada en başarılı tek ülkedir.”

 

İmtiyazlar

Yöneticilere sağlanan ayırımcılık ve imtiyazlar sadece Türkiye’de mevcuttur. Bu sınıfa mensup olabilmenin tek şartı vardır; o da üst düzey resmi yönetici olmaktır. Üst düzey işadamı ve bilim adamı olmak yeterli değildir. Bu nedenle ülkeye en büyük geliri sağlayan iş adamları bu imtiyazdan yararlanamaz. Aynı şekilde bilimin en üst düzeyi olan kıdemli profesörler dahi bu sınıfa giremezler. Sadece üniversite yöneticisi olan rektörler bu sınıfa girebilirler. Fakat bürokraside en üstten aşağı doğru beşinci basamakta olan bürokratlar bu sınıfa girerler. Yan, bakan, bakan yardımcısı, müsteşar, müsteşar yardımcısı ve genel müdür. Bu nedenle biliminsanları, bilim yapmak yerine bürokrasiye ve politikaya atlamaya çalışıyorlar. Neticede bir tane bilimsel icat yapılamıyor.

 

İmtiyazların Nedeni Nedir

Yöneticiye bu imtiyazlar neden verilir? Bu konuda birkaç soru sorulabilir. Ülkeye para kazandırdıkları için mi? İnsani kaliteleri arttığı için mi? Ülkenin insani kalitesini arttırdıkları için mi? Ülke için fedakarlık yaptıkları için mi? Hiçbiri gerçekleşmemektedir. Tek neden, sadece yönetici olma imkanına kavuşmaktır.

 

Halk

Halk, çağımızın düşünüş biçiminin ürünü olan bir toplum biçimidir ve demokrasi ile birlikte vardır.  Demokratik sistemlerde ülkenin sahibi ve siyasal iktidarların en etkin denetçisi halktır. Halk; çağdaş düşünüş biçimine sahip ve olayları kendi iradesiyle değerlendirebilen bireylerden oluşan toplumdur. Çünkü yöneticilerini bireyler, tek başına kendi iradeleriyle seçerler. Bu yetiye sahip olmayan insanlarla halk olmaz ve demokrasi uygulanamaz. Demokrasi nedeniyle Atatürk, ilkelerinden birini “halkçılık” yapmıştır. Çünkü cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönetmesi olan halkçılık demektir. Millet yapısındaki toplumla demokrasi uygulanamaz. Çünkü millet, geçmişteki monarşi sisteminin toplum yapısıdır.

 

Demokrasinin uygulandığı ülkelerde demokrasinin uygulanabilmesinin temel nedeni, toplumunun halk olmasıdır ve halkın denetleme görevini yapmasıdır. Bu görevini yerine getirebilecek halkın oluşmadığı ülkelerde demokrasi uygulanamamaktadır. Eğer bir ülkede demokrasi uygulanamıyorsa, onun nedeni toplumun, halk olmamasıdır.

 

“Demokratik toplumun bulunduğu ülkelerde, siyasetçiler siyasetçi sınıfı üretemiyor, resmi ve gayri resmi imtiyazlara sahip olamıyorlar.”

 

Küçük Politikacı

Siyaset Bilimine göre kişi, siyasal iktidarı; ya kişinin kendisi ya da toplumun iyiliği için ister. İktidarı kendileri için isteyenler, küçük politikacılardır. Kişisel ya da ailevi servet sahibi olmak, ün kazanmak, buyurma zevkini tatmak gibi saiklerle iktidar peşinde koşarlar. Aristo (MÖ. 384-322), böylelerini horlamış ve şiddetle yermiştir. Onları vahşi hayvanlara benzetmiştir. J. Stuart Mill (1806-1873), “Küçük politikacılarla büyük işler yapılamaz,” der.

 

Büyük politikacılar ise; iktidarı kendileri için değil devlet, millet ya da insanlık için isterler. Aristo’ya göre;

“İktidarı toplum yararı nedeniyle isteyenler, aklın ve tanrısal yönetimin öncülüğünü yapanlardır.”

DEMOKRASİ ve TÜRKİYE’DE SİYASET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now ButtonÜcretsiz Danışın